18 Haziran 2017 Pazar

BİZ İKİMİZ...

Eşimin ve benim bir hayalimiz vardı. Uzun zaman bu hayalimiz üzerinde düşündük.
 Deniz kenarında  bir kasabada yaşadığımız için (İzmir-Dikili) Beac, cafe, bar tarzı bir yer açmayı kafamıza koyduk.
 Etrafımızda pek çok işletme vardı, ama bizim yapacağımız farklı bişey olmalıydı. Yaşadığımız  yerde olmayan, farklı konseptte, tamamen hayal gücümüzle yarattığımız, birçok şeyi kendimiz yaptığımız , doğallıktan ödün vermeden, gelen müşterilere  huzur veren bir yer  olmalıydı.
Biz gittiğimiz  bir mekanda nasıl  huzuru, rahatlığı, düzeni, temizliği, doğallığı, içtenliği ve görsel olarak içimizi ferahlatan bir yeri  arıyorsak, öyle bir yer olmalıydı. Yani kısacası müşteri gelmese de biz kendimiz için bir mekan yapalım, gelen olursa da başımızın 
üstünde yeri var dedik:))

     Sizlerle paylaşacağım bu projede adım adım eşimin, benim ve dostlarımızın da yardımıyla  ne emekler verdiğimizi göreceksiniz. 1 yıl boyunca hayatımız resmen sekteye uğradı. 
Tüm zamanımızı bu proje çaldı. Kendimizden çok ödün verdik. 
Çok çalıştık, çok yorulduk, hastalandık ama pes etmedik. 
Her zaman olduğu gibi yine eskileri değerlendirdiğimiz çalışmalar yaptık. Eski sandalyeleri yeniledik, eski avizelerden yeni tarasımlar yaptık , yine paletlerden faydalandık, kullanmadığımız eşyaları farklı şekillere soktuk, doğal ürünler kullandık, ağaç kütükleri, dalları, otlar, samanlar, kargılar, taşlar...
Kısacası biz, herkesin hergün görüp de umursamayıp yanında gelip geçtiği bir çok nesneye şekil verdik ve onları herkesin ilgisini çekecek bir duruma getirdik. 
 
Bizce güzel bir mekan çıktı ortaya. Hayalimizi gerçekleştirdik.Robin Sharma'nın dediği gibi.

 " İnsanlar Eğer Hayallerinize Gülmüyorsa Hedefleriniz Yeterince Büyük Değil Demektir.."
Ottan, çöpten mekan,  yapmaya kalktığımızda insanlar bize güldüler mi bilmiyorum ama sonucu beğenmeyen
çıkmadı daha.

Hadi bakalım, yorucu ama bir o kadar keyifli yolculuğa Hazır mısınızzzzz?

Mekanın önceki durumu böyleydi. Deniz kıyısı bir yer, ama üzerinde hiçbir şey yok.Bakalım biz buraya neler yapmışız...






Sahnelerde eşim Mustafa GÜLER.
Onda ne cevherler varmış. Önceleri bana çok kızardı. Olur olmaz şeylerle uğraşıyorum diye.Hobi işlerimin hiç bitmediğinden yakınırdı. Üzüm üzüme baka baka kararırmış, baktı ki ben ona uymuyorum, o   bana ayak uydurmak zorunda kaldı. Ya da içindeki yaratıcı kabiliyetini benimle evlendikten sonra ortaya çıkardı kim bilir! Kendisinin de söylediği gibi galiba ben onun genleriyle oynadım:))
İyi de yapmışım, neler neler çıkardı ortaya ben bile hayret ettim. 

Arsada daha önceden kalmış olan betonu kırmakla işe başlanıldı.
 

 Bu görmüş olduğunuz kişi de Hüsmen Bey. Eşimin arkadaşı .Onu da aldık yanımıza,  bizim hızımıza bakalım nasıl yetişecek? Epey yorulacak...






Duvar da örermiş, ciğerimin köşesi...:))))

Veee... Dikilecek direklerin yerleri belirlendi.



İlk direk dikildi bile. 

Eh, karınlarını da kendileri doyurdular tabii... Hüsmen Bey, yemek telaşında.


 İşe devam...


 Mustafa Bey'i tutabilene aşk olsun. Bu kütükler kafasına çarptı, kaşı şişti, eline çekiç vurdu  parmağı morardı, deniz kıyısı kışın soğuk oldu üşüttü ve yatağı düştü,  ama vazgeçmedi.







Betopanlar da takıldı.






İnanamadım ama fayansları bile eşim döşedi.  Vay vay ne adam be...


Veee... Hüsmen bey dayanamadı. Apandisti patladı, ameliyat oldu. Demiştim ama ben... Çok şükür çabuk toparlandı.


Mekanın girişi de yapıldı.




Sıra geldi üstünün kapatılmasına. Üzeri kargılarla kapatıldı.


Kenarlarına da sazlar döşendi.


Hiç fena değil...


Çimleri de, karşı komşumuz, aile dostumuz Besim Bey döşüyor. Eşi Ayşen Hanım'la Besim Bey bizi yanlız bırakmadılar ve her zaman yardım ettiler.  




Ay ay çookkk güzel olduuu....

Bu günlük bu kadar. Kısa süre sonra süprizle yine devam edicez.  
Sevgiyle kalın





E-posta Takibi

Çeviri